Efsaneler ve Merlin

merlin_kapakKaç tane dizi vardır acaba bize kendimizi çok iyi hissettirebilecek? Elbette ki bu sorunun yanıtı bir hayli rölativist olsa gerek. Lakin benim kendi adıma tercihim Merlin dizisidir. Tabii ki sevdiğim, bende hayranlık uyandıran, seyrettiğim zaman beni mutlu eden başka diziler de yok değil. Ancak bir konuda, her zaman için bir şey ya da birileri ötekilerden daha özel olmaz mı? İşte Merlin dizisi de benim için öyleydi (Geçmiş zaman dilimi kullanıyorum çünkü dizi bitti).

Yüksek lisans yaptığım yıllarda hem İngilizce listening pratiği yapmak, hem de ders çalışma molalarında dinlenmek için düzenli olarak yabancı dizi izliyor, biri bitince hemen bir başkasının arayışı içine giriyordum ve o sırada, yine yeni bir yabancı dizi arayışındaydım. Merlin dizisini daha önce kitap ve DVD mağazasında dizi bakarken müşterilerden birisi tavsiye etmişti ama kulak arkası etmiştim. İlerleyen zamanlarda bir başkasından daha diziyle ilgili olumlu yönde eleştiriler alınca diziyi izlemeye karar verdim ve daha ilk bölümüyle büyülendim.

Kral Arthur döneminde geçmekte olan dizinin ana karakterlerinden Merlin (Colin Morgan), annesinin yönlendirmesi üzerine sarayın doktoru olarak çalışmakta olan Gaius’ın (Richard Wilson) yanına gider. Yaşlı, bilgili tıp doktoru Gaius ile, öğrenmeye hevesli, sıra dışı bir karakter olan Merlin arasındaki ilişki beni çok etkilemişti. Belki de, enformasyon alışverişi yönüyle onların ilişkisini Platon ve öğretmeni Sokrates’in ilişkisine benzetmiştim. Bunun yanı sıra babasız büyümüş olan Merlin, Gaius’ta bir baba şefkati bulmuştu. Sarayda onun kaldığı kısımda Merlin’in küçük bir odası vardı ve ben Merlin’e öylesine imreniyordum ki, onun yerinde olmayı arzuladığım oluyordu. Bu her türlü lüksten yoksun, eski ve viran görünümlü küçük oda, adeta, insanın huzur için lükse ihtiyacı olmadığının kanıtı gibiydi. İster istemez insanın aklına Franz Kafka’nın “Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan” sözünü getiriyordu ve buna büyük ölçüde katılıyordum. Benim de özel yaşamımda en huzurlu olduğum dönem, dairemde sadece yatacak kanepe ve kitapların olduğu, hayatımda ise çok az, hatta neredeyse kimsenin olmadığı zamandı diyebilirim. Dünyalık şeylerden uzaklaşmak, insana inanılmaz bir huzur veriyordu.

Dizinin insana sıcaklık aşılayan bir diğer tarafı ise,  Merlin ve Arthur (Bradley James) arasındaki o gerçek ve samimi dostluk örneğiydi. Aralarında öyle iyi, öylesine sıcacık ve içten bir dostluk vardı ki, insan onların yerinde olmak istiyordu. Tabii dostlukları hiç de iyi bir biçimde başlamamış, birbirleriyle baya ihtilaflı bir başlangıç yapmışlardı. Ben de ilk bölümde Arthur’a oldukça sinir olmuş, onu şımarık bir çocuk olarak görmüştüm. Ancak ilerleyen bölümler, onun iyi, insani yanlarını açığa çıkartmış, böylece, Merlin’le aralarında akıl almaz bir bağ ve dostluk oluşmuştu. Tabii diziye bir de içinde büyü ve ejderhaların olduğu fantastik yapıyı ve olmazsa olmaz kötü karakterleri eklemeyi de unutmayalım.

Büyüleyici atmosferlerde geçen dizi, oyuncu kadrosu açısından da oldukça başarılıdır. Dizide Colin Morgan’ın, Bradley james’in, Richard Wilson’ın olağanüstü bir performans sergilediklerine tanık olursunuz.

Sonuç itibariyle dizi, en azından kendi adıma konuşmak gerekirse beni bu dünyadan uzaklaştırarak gerçek yaşamda bulamadığım güzellikleri bulmamı sağlayan, bana uzun zaman önce kaybettiğimi düşündüğüm, o çocukluk dönemimdeki duyguları yeniden yaşatan harika bir yapımdı. Ancak ne yazık ki, kestirme yoldan gidilen bir finalle beş sezonda bitirildi. Eğer kafanızda az çok oluşan izlenimle ilgi duyduysanız ve henüz izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

Advertisements

Yokoluş

Aralanmış pencereden sızan gün ışığı,

Karanlık gecedeki sayısız yıldız,

Yağmurdan önceki bulutlar,

Küçük, aydınlık odadaki yaşlı kadın,

Bahçedeki büyük ağaç,

Hiç değişmeyen mehtap,

Hepsi bir gün ölecekse,

Neden çırpınmak?

Acılara önem atfetmek?

Ölüm gelip kapıya dayanınca,

Hepsi yalan olacaksa…