SOUL/POP ROCK KÜLTÜRÜ ve JAMES BLUNT

JUNE 30TH, 2007

James Blunt

O uzun, zor, yorucu günlerden birisini daha geçiriyordum. Mutsuzluğu, yalnızlığı, hüzünleri, çekilen acıları, solup gitmekte olan hayalleri düşünüyordum ve radyoda ansızın, yine o çok sevdiğim şarkılardan birisi çalmaya başlamıştı. Soul Rock türündeki bu duygusal parçanın ne adını ne de söyleyenini biliyordum, ancak; şimdiden söyleyenine karşılık büyük bir hayranlık besliyordum. Bu şarkı beni bu dünyadan alıp, çok uzaklara götürüyor, bana tarif edemediğim duygular yaşatıyordu. Bana, sanki kendimi yeniden lisedeymişim gibi hissettiriyordu. Tıpkı hâlâ, on yedi yaşındaki o, umut ve hayallerle dolu çocukmuşum gibi… Şarkının ve söyleyeninin öyle bir tınısı vardı ki, beni kısa süreliğine de olsa bu dünyanın tüm sıkıntılarından uzaklaştırmayı başarıyor, beni yeniden eski ben yapıyordu.

Pek çok şeyden geri kalmıştım ben. Çoğu yabancı diziden, yabancı şarkıcı ve şarkılardan haberim yoktu. Zira, benim çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım boyunca bilgisayar ve internet hayatımda değildi. Bunlar, benim yaşamıma çok sonraları, o da büyük ölçüde mecburiyet nedeniyle girmişti. Dolayısıyla, o dönemlerde benim için şimdi olduğu gibi yoğun ve hızlı bir enformasyon akışı söz konusu değildi. Sonuç olarak, bu hayran kaldığım şarkıcı, onun sesinin olağanüstü yapısı ve söylediği şarkıya ilişkin hiçbir bilgim yoktu. Onun James Blunt’ın (asıl adı; James Hillier Blount) yazdığı ve söylediği bir şarkı olduğunu daha sonra öğrenecektim. Şarkı james Blunt’ın 2005 yılında çıkan ilk single’ydı, İngiltere’de beş hafta liste başı olmuştu ve “Back to Bedlam” isimli ilk albümünü dünya çapında on bir milyonluk bir satışa ulaştırmıştı. Böylece Blunt, ününü Amerika’ya ve daha sonra da tüm dünyaya yaymıştı.

Mutluyken onun şarkılarını dinlemek kendimi daha da iyi hissettirirken, hüzünlü zamanlarımda dinlemekse bana huzur veriyor. Pop rock türündeki parçalarıyla neşelendirirken, soul rock türündeki şarkılarıyla da ruhuma dinginlik veriyor. Yirmi yedi yaşındayım ancak, şimdiye kadar beni böylesine derinden etkileyen bir sanatçı daha olmadı ve olacağını da sanmıyorum diyebilirim. Şarkıları etkiliyor, zira içtenlikle okuyor. Hissederek okuyor diyebiliyorum, çünkü dinlerken siz de hisedebiliyorsunuz. Onu dinlerken, Edith Piaf’ı dinlediğim zamankine benzer duygulara kapılıyorum. Zira o da, hissederek söyleyen bir sanatçıydı. James Blunt’ı özel kılan niteliklerden birisi de bu değil mi? “You’re Beautiful” parçasını da eski sevgilisi için yazmamış mıydı? Tıpkı şarkının sözlerinde de geçtiği gibi, onunla kalabalık bir metro istasyonunda bir an göz göze gelmişti ve yanında başka bir adam vardı.

James Blunt’ın şarkılarının özelliklerinden birisi de zaman dışı olmaları. Yine, onu büyük bir şöhrete ulaştıran parçası “You’re Beautiful” üzerinden gidecek olursak, şarkı 2005 yılında çıkmış bir single olmasına rağmen, bugün bile büyük bir zevkle dinleniyor. On yıl, sıradan bir şarkının eskimesi için kâfi, hatta oldukça uzun bir zaman dilimiyken; söz konuşu o ve onun parçaları olduğunda eskimeyen eserlerle karşılaşıyoruz.

Sanatçının albümleri ise sırasıyla şunlar: 2004: “Back to Bedlam”, 2006: “Chasing Time: The Bedlam Sessions”, 2007: “All the Lost Souls”, 2010: “Some Kind of Trouble” ve 2013 tarihli “Moon Landing” ise son albümü olmaktadır. Umarım ki o, bu olağanüstü albümlerine ara vermeden devam eder ve biz de o güzel şarkıları keyifle dinleyebiliriz.

Advertisements