MASUM YÜZLÜ EFSANE ÇOCUK: JAMES DEAN

James-Dean-8

Öyle bir an gelir ki, birileri çıkar ve ezberleri bozar. Öyle birisi çıkagelir ki, oldukça sıradışıdır ve efsaneye dönüşür, adını tarihe yazdırır. İşte, James Dean de bunu başarmış bir adam.

Peki, nedir onu bu kadar özel kılan? Sıradışı kişiliği mi? Peki ya kişiliğini sıradışı yapan nedir?

Sıradışı hayatlar, sıradışı kişilikler doğururlar. Ortaya bir başarı öyküsünün, yaratıcı bir eserin çıkması için, sorunlu olan bir şeylerin olması gerekir. Onun sıradışı kişiliği de böyle bir ortamda filizlenmiyor mu? O henüz dokuz yaşındayken annesinin ölümü, onu derinden etkilemişti. Diğer çocuklarınkinden farklı olan hayatı değil miydi ondaki sıradışı kişiliği yaratan?

Küçük yaşta annesini kaybetmiş ve babası onu akrabalarının yanına bırakmıştı. Diğer çocuklar anne ve babalarıyla yaşarken o, akrabalarının yanında kalıyordu. Bir çocuk, ne kadar iyi de olsalar, akrabaların yanında hiçbir zaman tam anlamıyla rahat edemez, huzurlu olamaz ve ister istemez kendisini hep bir fazlalık olarak görür. Bu nedenle, kendi hayatını “normal” olarak görmüyordu. Dolayısıyla da, bir şeyler başarmak istiyordu. “Başarmak”… Yani, Amerikan rüyasını gerçege dönüştürmek. Kendisini kanıtlamak, başarılı olmak ve bunu herkese göstermek gibi bir derdi var. Çünkü, yaşadığı hayat nedeniyle buna, hem kendisine, hem de başkalarına kanıtlamaya ihtiyacı vardı.

Tabii, başarıya giden yol da kolay olmuyor. Zira, onun gibi sınırlı maddi destek alan birisi için başarıya ulaşmak hiçbir zaman kolay olmaz. Üstelik bir de, bu yolda yapayalnızsa. Yazdığı mektuplarda da, hep ne kadar yalnız olduğuna değinmiyor mu?

Başarmak için geldiği New York’ta, şöhrete giden yol zorluklarla doluydu. Bir yandan düşük ücertlerle, uzun çalışma saatleri boyunca geçici işlerde çalışmak; diğer yandan aktör olmak için çabalamak. Açlık ve sefalet içinde yaşamak, diğer gençler gibi giyinememek, o kaygısız, neşeli gençlerden birisi olamamak, diğer bir değişle, farklı olmak, onlar gibi olamamak. İşte tam da bu noktada, sıradışılık ve başarma arzusu devreye giriyor. Sonuç olarak da ortaya, Hollywood’da yakaladığı şöhretle bir başarı öyküsü ve efsane çıkıyor. Bir anlamda, hep istediği o ölümsüzlüğü yakalıyor. O: “İnsan, yaşamla ölüm arasındaki boşluğu kapatabilmişse, öldükten sonra bile yaşamaya devam ediyorsa, o zaman büyük bir insan demektir. En büyük başarı, insanın adının ölümsüzleşmesidir.” dememiş miydi.

Hoşçakal James Dean. Hafızalarımıza kazınmış o genç ve öfkeli haline, hüzünlü ve kırılgan bakışlarına hoşça kal.

Cihan Serdaroğlu

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s