TOM’UN GECEYARISI BAHÇESİ

Toms-Midnight-Garden-16516_9

Orijinal adıyla, Tom’s Midnight Garden (Tom’un Geceyarısı Bahçesi), tüm çocukluğum ve hatta tüm hayatım boyunca izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. Bugün, zaman zaman kendimi kötü hissettiğimde, o filmi düşünmek dahi iyi hissetmemi sağlıyor.

Peki, nedir bu filmi bu kadar özel yapan? Bence, iyi bir film de, tıpkı iyi bir roman gibi sizi bu dünyadan uzaklaştırıp, başka bir diyara götürebiliyorsa başarılı demektir. İşte, Tom’un Geceyarısı Bahçesi de, beni öyle bir dünyaya götürdü ki, bugün yıllar sonra bile hâlâ, sadece o filmi düşünerek kendimi daha iyi hissedebildiğim oluyor.

Anne ve babasını kaybetmiş olan Tom, onun amca ve yengesinin yanında bulduğu sevgi ve şefkat, her geceyarısı eski haline (orada yaşamış insanlarla birlikte) geri dönen o şirin, tarihi ev, her akşam yine o saatte gelen, evde eskiden yaşamış öksüz küçük kız, onunla kurdukları uzam ve zaman dışı sıcacık dostlukları, tüm bu yaşadıklarını mektuplarla anlattığı arkadaşı, kısacası herşeyiyle beni büyüleyen bir filmdi(dir).

Zira, filmde oldukça gerçek ve içten olan bir şeyler vardı. Çok samimi olan bir şeyler. Adeta, gerçek dünyada bulamadıklarımız oradaydı. Zaten, asıl kaçışı, bu dünyadan uzaklaşmayı sağlayan da bu değil miydi? Her ne kadar, öksüzlüğün ve bazı kötü muamelelerin getirdiği hüzün olsa da, gerçek sevginin ve dostluğun sıcaklığı, bu hüznü gölgede bırakmayı başarıyordu.

Cihan Serdaroğlu

Advertisements

GÜNLÜKTEN NOTLAR

DSCN5700

Bugün, oldukça garip bir gündü. Üzerimde sıcak yaz gününün verdiği bir miskinlik vardı. Zaten içimden hiçbir şey yapmak da gelmiyordu. Biraz gündüz uykusu çekmek, kısa süreliğine de olsa her şeyi unutup bu dünyadan uzaklaşmak niyetiyle, yattıysam da, uyumak benim için kabil olmadı. Ancak, her ne kadar uyuyamasam da hava kararana kadar yataktan çıkmadım.

Karanlığın çöküşüyle birlikte, kalkıp verandaya çıktım. İçimde garip bir sıkıntı vardı ve bir türlü kurtulamıyordum. İçimde yeniden kaçmak isteği uyanmıştı. Her şeyi bırakıp gitmek ve kimsenin beni tanımadığı bir yerde sıfırdan başlamak. Hani, çocukluk ve ilk gençlik yıllarım boyunca, arzulayıp durduğum o hayali gerçekleştirmek. Herşeyden ve herkesten uzaklaşmak…

Kendim ve başkaları için bir hayal kırıklığından ibaret olduğumu düşünüyor, hayatımı tamamiyle bir fiyasko olarak görüyordum. İçimdeki ses hep aynı şeyleri söyleyip duruyordu: “Sen başarısızın, beceriksizin tekisin. Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdın. Hiç kimse seni istemiyor. Baban bile seni terketti.”

Ben de, tam da bu nedenle başarmak istemiyor muydum? Büyük bir şeyler başarmak, çok başarılı olmak ve bunu herkese göstermek. Ancak, ne yaparsam yapayım kendimi asla ve asla başarılı olarak görmüyordum. Bilakis, çok başarısız olduğumu düşünüyordum.

O akşam, nedense, ansızın aklıma o gün gelmişti. Sokakta kaldığım, o soğuk, kış gününü anımsamıştım. Ben, gördüğüm muamele karşısında, nasıl da kırılmıştım. O soğuk kış günü, çaresiz ve umutsuzca sokaklarda yürürken, attığım her adımda, artık yaşamaya gücümün kalmadığını hisediyor, ölüp kurtulmak istiyordum. Lakin, hayat öyle paradoksal ilerliyor ki, her acıyla birlikte gelen umutsuzluk, beraberinde bir umut da getiriyordu.

Cihan Serdaroğlu

Neden?

Rüzgar, kulaklarımda nasıl da uğulduyor.

Sanki kalpteki acıları açığa vuruyor.

Hayaller, acıları kandırmak için.

Peki mutluluğu gerçekte bulamamak niçin?

Akan ırmağın sesi hüzünlü.

Gökyüzü karanlık ve puslu.

Dildeki şarkılar hüzünlü.

Mutluluğu gerçekte bulamamak niçin?

Cihan Serdaroğlu

PENCEREDEKİ ÇOCUK

DSCN5470

Saat gece yarısını henüz geçmişti. Genç adam masa lambasının aydınlattığı odasında dolanarak sigara içiyordu. Tedirgin bir hali vardı. Biten sigarasını söndürdükten sonra, lambasının sönük ışığının aydınlattığı masasına oturdu. Dışarda, boş sokağın lambasının sönük ışığı, hafif yağan yağmurda titriyordu. Genç adam çenesini yumruğunun üzerine koyup bir süre bu manzarayı seyrettikten sonra siyah kaplı defterini açtı ve yazmaya başladı:

Yeni bir gün henüz bitti ya da bir diğeri henüz başladı. Neden bilmem ansızın o günü anımsadım. Yine böyle hafif yağmurlu, soğuk bir kış günüydü ve sen, veda dahi etmeden evden ayrılmıştın. Ben de günler, geceler boyunca, hep o pencerenin önünde seni bekledim. Ancak sen asla dönmedin ve sonunda büyükannemin beni camın önünden ayırmak için verdiği çabalar sonuç vermeye başladı. Giderek daha az bakar olmuştum pencereden; ancak, bu demek değildi ki unutmuştum. Bilakis yıllar sonra bile hâlâ, çoğu zaman bilinçdışı bir biçimde kendimi pencerenin önünde beklerken buluyordum. Yıllarca ağlayıp durduğum o camın önünde. Hani sokak kapısı hizasındaki, yola bakan, karşıda yaşlı kavak ağacının göründüğü o pencerede.

Yirmi yılı aşkın süredir düşünüyorum; ancak, hâlâ o çocuğu nasıl bırakıp gittiğini anlayabilmiş değilim ve itifar etmeliyim ki, bugün bile, zaman zaman kendimi camın önünde beklerken bulduğum oluyor. Her ne kadar farklı bir ev, farklı bir şehir ve üzerinden yıllar geçmiş olsa da.

Genç adam kalemini bırakıp, birkaç saniye dışarıya baktıktan sonra yatağına yöneldi.

Cihan Serdaroğlu

AĞABEYİME MEKTUP

Gün henüz bitmişti. Ben balkonda güneşin son ışıklarının deniz üzerindeki güzel yansımalarını seyrediyordum. Hani, o beşinci kattaki dairenin, sahil tarafına bakan balkonunda. Bir yandan günün bitişiyle birlikte garip bir rahatlama hissi çökmüştü; zira, bu benim için odama çekilmek, ondan bir süreliğine de olsa kurtulabilmek demekti. Diğer taraftan, havanın kararrmasıyla birlikte içimi garip bir tedirginlik de kaplıyordu. Nedense çocukluğumdan beri pek sevmezdim geceleri. Çocukluğumda, her gün, akşam olduğu zaman garip bir kaygı kaplardı içimi. Tabii, bir de uyuyamama korkum vardı o dönemde. Hiç gece olmasını istemezdim. Uyku bozukluğum nedeniyle, geceler benim için adeta bir işkence halini alıyordu. İşte, o akşam da, böyle bir hâlet-i ruhiye içerisindeydim.

Yorgundum. Çok yorgun. Hem fiziksel olarak, hemde ruhsal açıdan inanılmaz bir çöküntü içerisindeydim. Yaklaşık bir buçuk yıl kadar bir süredir o evdeydim ve artık dayanamıyordum. Artık ne sabrım kalmıştı, ne de umudum. Belki saçma geliyor ama bazen, sanki bu işkence hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Sonsuza kadar o hayatı yaşayacakmışım gibi.

Öyle çaresizdim ki, kaçacak hiçbir yer yoktu. Kaçmak isteyip de kaçamamanın, nasıl bir şey olduğunu bilir misin? Ölesiye yalnız, ölesiye çaresiz olmanın ne demek olduğunu? Yoksulluk ve kimsesizlik, inanılmaz bir çaresizliği de beraberinde getiriyordu. Onun bitmek tükenmek bilmeyen serzenişleri, manevi işkenceleri, beni günbegün, yavaş yavaş öldürüyordu. Artık yaşamak da istemiyordum zaten. Ta ki, senin hayatta olduğunu öğrenene dek. O günden sonra, seni bulmak umudu beni yaşama bağladı.

Cihan Serdaroğlu

Kayıp Çocuk

Neredeyim?

Buraya nasıl geldim?

Hiçbir fikrim yok.

Tek bildiğim şey,

O çocuğu arıyorum.

Şu ankinden çok daha farklı hisseden,

O çocuğu arıyorum.

Ancak onu nasıl bulabilirim,

Hiçbir fikrim yok

ve o çocuk da arıyor,

Sevgilisini ve arkadaşını.

Aşkını ve dostunu.

Cihan Serdaroğlu

Hayaller

Gel sevgili güzel hayaller,

Gel artık.

Gel ki, usanmasın beklemekten.

Gel sevgili güzel kız,

Gel ki, doğsun seninle yeniden.

Gel sevgili vefalı dost,

Gel ki, mahkum olmasın yalnızlığına.

Cihan SERDAROĞLU

Bitmeyen Yalnızlık

Sislerin arasından görünür uzaklarda.

Yaklaş uçuşan beyaz elbisenle.

Yaklaş ki, kalksın sis perdesi.

Kalbim hızla çarpar, gözlerimiz buluştuğunda.

Serin yağmur damlaları,

Ürpertir içimi, tenime her düştüğünde.

Aralanan uzun siyah kirpiklerden,

Gördüğüm iki elmas tanesi,

Yetti ruhumu sarıp,

Tüm benliğimi kaplamaya.

Gel ve kurtar onu yalnızlıktan.

Cihan SERDAROĞLU

Günbatımında

Tepedeki ağacın altındayım.

Güzel kokulu rüzgar,

Yüzümü okşuyor.

Manzara göz kamaştırıcı.

Yeşillik uçsuz bucaksız.

Yükseklik baş döndürücü.

ve arsız güneş karşımda,

Bir renk oyunu sergiliyor günbatımında.

Cihan SERDAROĞLU

Penceremde

Penceremden dışarıya bakıyorum.

Bahçede yanan fener,

Çevresinde şen insanlar…

Bana çocukluğumu anımsatıyor.

Hayal dünyasında yaşadığım o günleri.

Mehtap bu gece parlaklığını gösteremiyor.

Çevresini saran bulutlar var.

Gökyüzünde ise bir sessizlik…

İnsanı sanki kendisine çekiyor.

Bu gece, ne de hüzünlü her şey.

Yağan sağanak yağmur nihayet dindi.

Yahut, fenerin aydınlattığı kadarıyla.

Bahçeyi seyrediyor ve düşünüyorum.

Dışarısı ıslak, soğuk ve sessiz.

Aklımda ise eski günler var.

Bir bir hayalimde canlanıyor.

Cihan SERDAROĞLU